BİR ÇIKAR YOLUM YOK FAKAT HASRETİN BİLE AYRI GÜZEL
|
BİR ÇIKAR YOLUM YOK FAKAT HASRETİN BİLE AYRI GÜZEL
Bilekleri kesilmiş bir sevdadır bu, sana her daim oluk oluk akan bir çağlayanın gür sesi. Sesinde kan sesinde isyan. Anlasana bir kere dönüp bakıp ta sesinde, avazında, kanında, yaşında akış yönü sensin ulan.
Nasıl bir bağımlılıksın ki yoksunluğunu doldurmaya ne gözyaşları yetiyor ne de evin yumruklanan duvarları. Tek başına dört duvar arasında tek dayanağı kalmış duvarda dalıp uzaklara gidecek nokta ararken göze çarpan tek noktasın. Kördüğümlerle ilmik atılmış düşüncelerin en sağlam halkasında olmak nasıl bir duygu? Mutlu musun? Ordan oraya uçuşan kâğıtların arasında ki pencereden bırakılmış kâğıttan bir uçağın çöp tenekesine girme umudusun. Aylar olmuş gelememişim sana, hasretine ne yüreğim dayanıyor ne gözyaşlarım. Her defasında nasıl burkuluyor yüreğim bir bilsen, on binler tribünde seni görüp inlerken, ben skoru bile üste kaydırmış şu kıytırık televizyonda seni görmenin heyecanını tüm vücudu kaplayan bir titremeyle hissettiğim an anladım İstanbul haricindekilerin Beşiktaş sevgisini. Dünyanın en güzel semtinin bağrında eş dostla muhabbet edip, bel ağrısı yapsada akaretler yokuşunu tırmanıp sevdiklerimize şakalarla karışıp çocuk gibi sevinmeyeli çok oldu. Zuladaki birayı ikram etmeyeli, konsomatris gibi “ulan ne suratsız adam” imajını yıkmak adına, benimde gülebildiğimi göstermek adına her tanıdığa uğrayıp selam vermeyi, uzatılan biraya “sağolasın ben buradan devam edeyim” demeyi ne çok özledim bilemezsin. Ne yapalım artık maça yakın vakitlerde aşağı bakkala yürüyüp geliyorum, oda Beşiktaşlı. Bir başkana bir derneklere bolca Ali tandoğana sövdükten sonra (ki taşınalı 3 sene oldu 3 senedir söver kendisi) ağaçlık olması bakımından aynı havayı vermese yol kenarından yürüyüp başım önde eve girmelere abone oldum artık. Çıkarıp kombine okutmaların yerini kumandadan 77 ye basmalar aldı, loca altına geçmenin yerini usulca gelip kanepeye oturmalar. Maymun kılığına bürünüyorum her 5 dakikaya bir uğur denemeleri yaparken bir kanepeye bir sehpaya bir yere oturuyorum. Çok rahatım gerinerek, oturarak maç izliyorum fakat kaçan golde sıkacağım bir kol yok özlüyorum. Keyif olsun diye bir bardak viski koyuyorum puro filan yakıyorum anca 2 dakika mutlu oluyorum, insan selini delip su sırasında yanan boğazı suyla buluşturmayı, koridoru kaplayan cigaralığın kokusunu ne diyeyim özlüyorum. Gol oluyor öyle bakıp kalıyorum, inanabiliyor musun? Sen amacına ulaşmışsın ve ben 2 alkış yapıp bir sırıtıp öyle bakakalıyorum, içim burkuluyor sarılacak bir omuz, kaldırıp yere bırakacağım bir Selim, sımsıkı çak yapacağım bir Murat abi ve hasretle beni kucaklayan bir Hakan abi bulamıyorum, çok üzülüyorum. Bursa’dan Erkanın gelip selam verip almasını deli gibi sarılmasını takılmaların özlemi kurarken kapıcı gelip çöpleri alıp gidiyor artık, sümüklü peçetelere gözyaşıyla işlenmiş nakışları bile görmeden “iyi akşamlar ağabey varmı bir isteğin” deyip tüm samimisizliğiyle alıp gidiyor. Adamada kızamıyorum, nerden bilsin çöpün içinde ne var ? Ama adam bekliyor “ne var bunun içinde bu kadar ağır” diye sorsun diye, ne olsun ulan bildiğin peçete de salya sümük üstünde de gülle gibi bir hasret var yetmezmi diyerekten azarlayıp cevabı yapıştırmayı adamın mal gibi suratıma bakmasını bekliyor ve istiyorum ama son zamanlarda kapıcıyı da görmez olduk. Ligin düşme hattına oynayan çokoprensi ve ittire kaktıra ofsaytların ellerin mubah sayıldığı maçlarla ayakta tutulanların Avrupa maçları var diye ikindi namazına müteakip maç oynar olduk. Hasret kaldık kapıcının devre arasında çöp almalarına. Ezan sesi karışıyor allak pullak olmuş yalnızlığıma, sağa sola aptalca bakınmak yerine dua ediyorum ne yapayım, Allahım şu Beşiktaş’ım bu sene şampiyon olsun ne olur diye bitirirken duayı bağırarak, bir âmin diyenim yok dönüp geriye bakıyorum ne günah işledim diye? Aslında en büyük sevapları kazanmak üzere seçilmiş bir mesleğin ilk yalnızlıklarını yaşıyorum adeta. Kısıtlamaların, sorumlulukların ve hayatın boğazıma sarılmasını umursamayaraktan pencerelere bayrak asarak Beşiktaş’lı olmaya çalışıyorum şu sıralar. Çok değil geçenlerde bozdur yeminleri ulan dedim bozdur ne olacaksa olsun. Hasret saç tellerinden fışkırıyor tek tük aklar düşmüş, dizlerde kireçleme başlamış gibi tutuk, koca gövdeyi zıplatmaya hasret. Onu bunu ararken heycan dört bir yanımı sarmışken, Laleli arka sokaklarında ve sahil yolunun bazı kesimlerinde trafiğe takıldı tüm heyecanım, umutlarım, planlarım. Kala kaldım öylece arabanın içinde. Hakem düdüğü çaldığında radyoda araba kendi kendine girmiş bile tophanede otoparka. Ulan diyebildim sadece. Boğazıma öyle düğümlenmiş ki namussuz 2 kilometre ötemde hasretimin başrol oyuncusu sahne almış sen iki gözle canlı canlı göremiyorsun. Çok koydu bu bir anda yediremedim kendime oturdum ağlamanın safına başladım ağlamaya. Çaresiz kala kaldım öyle. Oysa çok yaklaşmıştım tüm hayallere. Maç sonu beş dakika anca durabildim semtte ağlamamak için daha fazla, dostlar kurulmuş muhabbete ben nişanım var dedim kaçtım. Adam akıllı takılmalara maruz kalmadan bile. Koydu çok fena koydu hemde. Yakıştıramadığım şu hocanın gelmesinden bile fazla hatta. Hasret kalmak böyle bir şeymiş anlamış oldum. O anadolunun dört bir yanından forma bayrak ne varsa giyip gelmenin heyecanını, stat önünde yenen tükürük köftenin kebap lezzetinde olmasını ve her maça isteyip gelememenin acısını ufakta olsa anlamış oldum. Parmaklıklar ardında tarihi geçmiş gazetelerden maç skoru öğrenen Beşiktaşlılara da Allah peygamber sabrı versin, çok zordur eminim. Velahasıl kelam bu hasretlik başa değil gönüle çok bela. Bu kendim yüzümden hasret kalışlarımın ilkiydi sonu olur inşallah. Allah sevgili hasreti çekmeyi göstermesin kimselere. Ama ne yapalım bir yandan Bergen söylesin ben burdan eşlik ederim "Bir çıkar yolum yok" Hafiften bazı konularda da büyük ustanın sözlerini hatırlamadık değil hani “Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta”
Çok bekledik be! Çok sevdikte abi çok bekledik! Yeni nesillere sabır taşı biraz ince koyulmuş gibi. Ağabeylerimiz gibi 14 15 seneleri göremesekte, evelallah 8 senenin hasretini, sabrını çektik. Ama yeni nesil dayanmıyor sayın abim! Ve hızla bu sabırsızlık eski nesillerede nüfuz etmekte. Kusura bakmasın kimselerde ana avrat düzlemediğiniz kaldı, kendi halimde umut yazıları yazarken, sadece ufaktan yeşersin istedim, kalplerde her sene hüsrana uğrayıp kırılan dallar. Endüstriyel futbola götümüzdeki don dahil her şey alet olurken, umutlarımız baş kaldırmış çok mu? Bu takıma hasret olan milyonlar varken o kutsal mabede girme şansını bulmuş tüm Beşiktaşlılara tek sözüm; ki Alen abimde her maç söyler bunu “ Takıma takıma” .
Sizin kadar şanslı olmayanlar için şansınızı değerlendirip takıma bağırın, biz bakkalla sövülecek olana sövüyoruz zaten. İsteyen yine boş umut verme diyebilir, kendi boşluğundandır, doğaldır, Beşiktaşlının umudu olmasa yaşayamaz, ben yine ufaktan bir umut tazelemesi yapıp hatırlatayım “BU TAKIM BU SENE ALAYININ YANAĞINDAN MAKAS ALA ALA ŞAM-Pİ-YON”
….
…..
Bizim canımız
laylaylaylaaaaaaaaaaaaaaaay lalalalaylaaaaay
Şu laylayda kudurmayı çok özledim ulan bilemezsin.
Times New Roman fontu 12 puntoyla yazılmış bu yazıda bana eşlik eden göz yaşlarımı sevgiyle selamlar, mutluluktan akacağı günleri demir halatlarla çektiğimi bildirmek isterim.
Hasret çeken yürekleriniz Beşiktaş krizine girsin, kalp krizi görmesin.
|
![1024x768besiktas6[1]](http://img0.bloggum.com/upload/lib/img/39187/p300/r_g9naw8sr9oe8sl5qrajt.jpg)
![nobre[1]](http://img0.bloggum.com/upload/lib/img/39187/p120/r_eru5h79v93ga989k58sl.jpg)

![1024x768besiktas6[1]](http://img0.bloggum.com/upload/lib/img/39187/75/r_g9naw8sr9oe8sl5qrajt.jpg)
![nobre[1]](http://img0.bloggum.com/upload/lib/img/39187/75/r_eru5h79v93ga989k58sl.jpg)
